| |
|
|
GÖZYAŞIYLA SÖNER Mİ YANGIN
|
yalnızlığı denemek
gecenin ortasında ne işin var
yıldızlara dokunma yanarsın
bak birazdan ay da batacak
karanlık bulaşmasın ellerine
tersine döner yolunu bulamazsın
içi dışı uzay tozu yansımalar
sahi mi yalan mı anlayamazsın
bir rüya gemisi iskele sancak
dokunup geçiyor hayallerine
ağlayasın gelir ağlayamazsın
sevmek insanın yüreği kadar
küçükse büyüğünü taşıyamazsın
yalnızlığı da dene oldu olacak
nasıl yankılanır derinden derine
iyi midir kötü mü çıkaramazsın
insan insanı kendisi tamamlar
içinde başka dışında başkasın
eksikliğin fazlana elbet bulaşacak
öbürü sığacak bunun derisine
yoksa sabaha sağ çıkamazsın
ATTİLA İLHAN
yüzme bilmeyen bir kaptana vuruldum
utanma mevsiminden kalan gül kırıkları
suç işliyor kalbim ayıplanan limanda
mendile bağlanmış üç lokum bu sevincim
sevincim bir ikindi lokumları bölüşen
elleri üç kardeşin
kapı açmayı öğreniyorum sözle
yeryüzünde unutulmuş son çilingirden
lekedir kilitler evlere sürülen
bahçe kapısındaki çıngıraklar söyledi
yaşlanmış sorularla önünü kestiğim bilge
binlerce anahtar bırakıyor yüz çizgilerime
kendime söylediğim yalandan düştüm
sırı dökülmemiş bir ayna yüzün
yürüyorum tango bilmez sokaklarında şehrin
acelem var, güvercin ayağı olsam
denizde yolunu arayan şişe
yok, başka türlü rahatlamam
sana yazdığım bir mektup olsam
Özlem Tezcan DERTSİZ
"Çok eskiden yaşadım bu ânı ben"
Dersiniz şaşkınlık içinde.
İlk girdiğiniz bir ev, bir merdiven
Birden güneş vuran pencere,
Ve tam sırasında tren düdüğü...
İşte böyle gelmişti siz dünyada
Değilken bir gün öğle üstü
Bu renklerle bu sesler bir araya.
Yaşamak anımsamak mıdır yoksa?
Sanmam, biz de bir sestik belki
Birileri için yıllar önceki
Şaşırtıcı karşılaşmada
| ''Yağmurla aktı yüzün camın iğreti teninde Dönüp dolaşıp kaybolmalar gibiydin Nasıl da direngen bir denizdin ellerimde Gelinciğin boynu eskiden ince, kırılgan Şimdi bir çınarla değiştir gövdeni Kimin krallığına kar yağmadı ki çingenelerden sonra? İmlasız yazılıyor artık büzün sözcükler Ve unutuşun o dağınık nostaljisi Ne tuhaf seni boşluğa söyledim de Deştim tenimin buğday artıklarını Boynumun ikliminde açmadı hiçbir çiçek yeryüzü çığlık çığlığa bir ceninsin hadi kıpırda içimde, yar gövdenin gizini en çığırtkan çağ bu aşk bunaldı gürültüden Caddeler, vapurlar, otobüsler koşar adım Serçelerin başı dönmüş saçaklarında Bir orman ürküsü verir kentin uğultusu İçe kapanık yatak odalarında Freud'su kokular Ve her an düşmek korkusu gölgenin zindanına Düşmek ve ağırlaştırmak göğün dibini Kalbimde sartre biraz sancı, F tipi bir sıkıntı Ölüm zambaklar topluyorum Yeniden açılmak için sabaha Bilmiyorsunuz rutubetimi kusuyorum yıllardır.'' Gonca Özmen |
tam göğsünün ortasında bir yerin acıyacak...
evinin seni içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksin...
sokağa fırlayacaksın...
sokaklar da dar gelecek...
tıpkı vücudunun yüreğine dar geldiği gibi...
ne denizin mavisi açacak içini, ne pırıl pırıl gökyüzü...
kendini taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, bir yandan da kaybolacak kadar
küçüleceksin...
birileri sana bir şeyler anlatacak durmadan...
'önemli olan sağlık.'
'yaşamak güzel.'
'boş ver, her şey unutulur.'
sen hiçbirini duymayacaksın...
gözyaşlarından etrafı göremez hale geleceksin...
ondan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, az sonra kollarında ölmek
isteyecek kadar çok seveceksin...
hep ondan bahsetmek isteyeceksin...
'ölüme çare bulundu' ya da 'yarın kıyamet kopacakmış' deseler başını
kaldırıp 'ne dedin? ' diye sormayacaksın...
yalnız kalmak isteyeceksin...
hem de kalabalıkların arasında kaybolmak...
ikisi de yetmeyecek...
geçmişi düşüneceksin...
neredeyse dakika dakika...
ama kötüleri atlayarak...
onunla geçtiğin yerlerden geçmek isteyeceksin...
gittiğin yerlere gitmek...
bu sana hiç iyi gelmeyecek...
ama bile bile yapacaksın...
biri sana içindeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksın...
aslında kurtulmak istediğin halde, o acıyı yaşamak için direneceksin...
hayatının geri kalanını onu düşünerek geçirmek isteyeceksin...
aksini iddia edenlerden nefret edeceksin...
herkesi ona benzetip...
kimseyi onun yerine koyamayacaksın...
hiçbir şey oyalamayacak seni...
ilaçlara sığınacaksın...
birkaç saat kafanı bulandıran ama asla onu unutturmayan...
sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek...
boğazın düğümlenecek, dinleyemeyeceksin...
uyumak zor, uyanmak kolay olacak...
sabahı iple çekeceksin...
bazen de 'hiç güneş doğmasa' diyeceksin...
ne geceler rahatlatacak seni ne gündüzler...
ölmeyi isteyip, ölemeyeceksin...
belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önüne çıkana sarılmak
isteyeceksin...
nafile...
düşüncesi bile tahammül edilmez gelecek...
rüyalar göreceksin, gerçek olmasını istediğin...
her sıçrayarak uyandığında onun adını söylediğini fark edeceksin...
telefonun çalmasını bekleyeceksin...
aramayacağını bile bile...
her çaldığında yüreğin ağzına gelecek...
ağlamaklı konuşacaksın arayanlarla...
yüreğin burkulacak...
canın yanacak...
bir daha sevmemeye yemin edeceksin...
hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinden...
onun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksın...
defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğin için kendinden nefret
edeceksin...
yaşadığın şehri terk etmek isteyeceksin...
onunla hiçbir anının olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
ama bir umut...
onunla bir gün bir yerde karşılaşma umudu...
bu umut seni gitmekten alıkoyacak...
gel gitler içinde yaşayacaksın...
buna yaşamak denirse...
razı mısın bütün bunlara...?
hazır mısın sonunda ölüp ölüp dirilmeye...?
o halde aşık olabilirsin...
CAN DÜNDAR
| Çocuksun Sen / I |
|
Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
Ahmet Telli |
Alper Akdeniz
uzaklarda, çok uzaklarda
bir'i var;
hayatına teğet geçtiğim
söylemek mümkün, susmak ikimiz içinde en iyisi
pantolonumun ceplerinde ünsüz harfler var
bana bir şey olursa aralarına sesli harfler koyun
haritalar değişiyor coğrafyalarımda
şimdi faylar dikiyorum, aralarından sen damlıyorsun
gözlerin değiyor, cennete seni pay ediyor tanrı
-zuhal'e oturtuyor-
hayatına teğet geçtiğim
bir'i var;
söylemek mümkün, affet tanrım!
gün, uzanırken gecenin kollarına
açılsın dilinin pervazları, umudu kaşıkla
cümlelerin bağı çözülsün, sürgün versin dünya eline
masum muyuz yeni hayatlar kuracak kadar?
başkalarının eskiyen hayatları, belki de hayat dediğimiz.
hayatına teğet geçtiğim
bir'i var;
söylesem günahkâr olacağım, yoksun
kolay değil biliyorum baştan başlamak
uzun vadeli senetler yapmadım hayata
kısır döngü bu; adına dünya dedikleri
yüreğimin sesi olsaydı kömürleşirdi her şey.
hayatına teğet geçtiğim
bir'i var;
söylesem cehenneme gideceğim,
hüzün, sana giden en kestirme yol
harfler ağlaşıyor çaresizliğine
hayatına saplandığım
biri var.
« Önceki ::
